The Guardian

03.11.2013
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült
The Guardian

Cumhurbaşkanı Gül, Suriye’deki radikalleşmenin Avrupa için, gittikçe artan bir tehdit oluşturduğunu söyledi. 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, özel röportajında, Suriye’nin ‘Akdeniz kıyılarındaki Afganistan’ olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Gül, Suriye halkının ölmesine dünyanın seyirci kaldığını ve Suriye topraklarının,”Akdeniz kıyılarındaki Afganistan” olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. 

Cumhurbaşkanı Gül, The Guardian’a verdiği özel röportajında, sıradan insanların islamcı aşırı gruplar tarafından radikalleştirilmesi tehlikesinin bütün Suriye’ye yayılmakta olduğunu ve bu durumun Suriye’ye komşu ülkeler ve Avrupa ülkeleri için gittikçe artan bir risk teşkil ettiğini söyledi. 

Cumhurbaşkanı Gül, ancak, Suriye’deki krizin güvenlik, insanî ve ahlakî açıdan yol açtığı problemlere, Türkiye’nin Amerikan ve İngiliz müttefikleri dahil olmak üzere uluslararası kamuoyunun verdiği tepkinin son derece “hayal kırıcı” olduğunu söyledi ve BM Güvenlik Konseyi’nin, bu konudaki performansının ise “utanç verici” olduğunu vurguladı. 

Batı’nın, Suriye politikası konusunda yapmış olduğu samimi ve bazen öfkeli eleştirisi konusunda Cumhurbaşkanı Gül, “32 aydır devam etmekte olan savaşta çoğunluğu siviller olmak üzere 100.000 den fazla yaşanan can kaybı önlenebilirdi” dedi. Cumhurbaşkanı Gül, savaşın daha başında Türkiye’nin sergilediği arabuluculuk çabalarının, Batılı güçler tarafından destek görmediği hatta baltalandığı şeklinde serzenişte bulundu. 

Türkiye, biteceği yönünde hiçbir olumlu işaret göstermeyen Suriye’deki bu çatışma yüzünden, Suriye’yle olan 565 millik sınırı boyunca büyük bir istikrarsızlık, göç ve Kürt, Alevî ve Sünnî nüfusunun muhtemel radikalleşmesi problemi, çocuk felci, TB ve kızamık gibi bulaşıcı hastalıkların yayılması riski olduğunu ve şu an sayıları 500.000’i bulan Suriyeli mültecilerin durumunun yanı sıra daha pek çok problemle karşı karşıya kalındığını ifade etti. 

Kendisine, savaşın, Suriye’nin ötesine yayılma riski olup olmadığı sorulduğunda, Cumhurbaşkanı Gül, şayet Türkiye bir saldırıya uğrar ya da topraklarına tecavüz edilirse, Türk hükümetinin buna “mümkün olan en güçlü şekilde” karşılık vereceğini söyledi. 

Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. Angajman kurallarımızı değiştirdiğimizi zaten söyledik ve bu konuda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gerekli yetkiyi verdik. Durum daha ne kadar kötü hale gelebilir bilmiyorum, zaten yeterince kötü. Ama müsaade ederseniz şunu belirteyim: Bu durum, sadece Türkiye ve Suriye arasında olan iki taraflı bir mesele değildir. Bizim Suriye’yle bir sorunumuz yoktu ama ne zaman insan hakları ihlal edilmeye başladı ve ne zaman sivil halk katledilmeye başladı o zaman hepimiz için, uluslararası kamuoyu için bu durum bir insanlık meselesi haline geldi. Türkiye, sadece bir komşu ülke olması hasebiyle bu duruma bu kadar müdahil oldu. Ayrıca, ülkemizde, 500.000 Suriyeli mülteci barınmakta. Bu insanların, 200.000’i kamplarda kalırken 300.000 Suriyeli ise kendi imkânlarıyla şehirlerde yaşıyor. Bu insanlar için şu ana kadar 2 milyar dolar (1.25 milyar sterlin) harcanmış durumdadır. Yardımlarımıza devam edeceğiz zira, bu durumu bir insanlık meselesi olarak değerlendiriyoruz ancak uluslararası toplumun bu konudaki ilgisiz tavrını görmek gerçekten üzücü.” 

Cumhurbaşkanı Gül, şayet Suriye’deki, mevcut kriz kontrol altına alınmazsa, bunun Türkiye için gittikçe artan ciddi bir güvenlik ve terörle mücadele sorununa yol açacağını söyledi. 

“Eğer mevcut ortam bu şekilde devam ederse, bu durum daha fazla radikalleşmeye ve iç savaşı sürdüren bazı grupların daha da aşırı uçlara kaymasına, bölünmesine ve kontrol edilemeyecek hale gelmesine ve bunun bütün Suriye’ye yayılmasına yol açabilir. Zira, o şartlar altında, sıradan insanlar dahi radikalleşebilir ve hal böyle olursa, bu durum sadece Türkiye için değil herkes için büyük bir tehlike arz eder.”

“Ben, kimsenin, Akdeniz kıyılarında bir Afganistan görmek isteyeceğini sanmıyorum. Bu yüzden, uluslararası toplum, Suriye’yle ilgili çok sağlam bir pozisyona sahip olmalıdır.” Maalesef, bu tür bir ortak tavır oluşmuş değildir ve tabi bu arada Suriye de yıkıma uğramaktadır. “Başlangıçta, uluslararası toplumun retoriği çok güçlüydü (Esad’ın görevi bırakması yönünde çağrı yapmıştı) ancak daha sonra, şu anki pozisyonuna döndü. Ve bu durum kendi içinde bir çelişkiye sahip. Ahlakî açıdan da bir çelişki söz konusu. Bir ülke ki, kendi kendini tüketiyor, bu kadar insan ölüyor, altyapısı tamamen çökmüş, büyük bir yıkım söz konusu ve bütün bunlar olurken, uluslararası toplum sadece seyrediyor. Bu, gerçekten esef verici.” 

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin Esad’ı diyalog yoluyla çözüme ikna etme yönünde iki yıl önce gösterdiği çabaların Türkiye’nin müttefikleri tarafından yeterince desteklenmediğini ve ardından gelen felaketin o dönemde önüne geçilebileceğini söyledi. 

“Esad’la diyalog kurduk çünkü olayların barışçıl yollarla çözülmesini istiyorduk. Bu angajman her seviyede gerçekleşmişti. Sadece ben kendim değil, Başbakan, Dışişleri Bakanı da dahil hepimiz o dönemde gerçekten büyük bir çaba gösterdik ve müttefiklerimizden baskı dahi gördük. Bize bunun çok zaman aldığını ve bu yolla bir yere varılamayacağını söylüyorlardı. Olayların başındaki uluslararası toplumun sahip olduğu retorikten bahsederken bunu kastediyorum. Başlangıçtaki söylemlerine sahip çıkmalıydılar ama bu yapılmadı.” 

“Bizim yapmaya çalıştığımız şey ise işe yaramadı. Yapabileceğimiz de çok fazla şey yoktu esasen. Keşke Esad, ona anlatmaya çalıştığımız şeyleri anlasaydı. Kendisine, en son mesajımda şayet olaylar bu şekilde devam ederse, bundan sonra ne yapılırsa yapılsın artık çok geç olacağını ve ülkesinin parçalanmaması için, inisiyatifi ele alıp, değişime kendisinin liderlik etmesi gerektiğini söylemiştim. 

“Mektubumu okumuş. Söylediklerimin hepsinin iyi ve önemli olduğunu söyledi ama ne var ki tavsiyelerime uymadı. Şurası kesin, şayet sözlerime kulak verseydi, 100.000 insan ölmeyebilirdi ve Suriye bu kadar büyük bir yıkıma maruz kalmazdı.” 

Cumhurbaşkanı Gül, Rusya aracılığıyla, Esad’la yapılan Suriye’nin sahip olduğu kimyasal silahların imhası konusundaki anlaşmanın Esad’ın pozisyonunu güçlendirmek için kullandığı bir oyalama taktiği olduğunu ileri sürdü. 

“Esad’ın, Ruslarla yapılan, Suriye’nin sahip olduğu kimyasal silahlar konusundaki anlaşma sayesinde bir fırsattan faydalandığı söylenebilir. Ancak burada soru yine uluslararası topluma yöneliyor. Elbette, Suriye’nin kimyasal silahlarıyla ilgili yapılan anlaşmadan memnuniyet duyuyoruz ve bunu destekliyoruz. Ama, sorun sadece kimyasal silahlar sorunu muydu? Bütün meseleyi, kimyasal silahlar meselesine indirgemiş olmuyor muyuz? Bence, burada uluslararası toplumun cevaplaması gereken ve ahlakî boyutu olan bir soru var.” 

Cumhurbaşkanı Gül, “Krizin sona ermesi için ABD ve İngiltere’nin daha fazlasını yapması gerekir mi” şeklindeki bir soruya, şu cevabı verdi: “Açıkça söylemek gerekirse, beklentimiz farklıydı ve evet daha fazlasını beklerdik. Suriye’deki sorunun sadece kimyasal silahlar meselesine indirgenmiş olması gerçekten hayal kırıcı.” 

Cumhurbaşkanı Gül, bu ay düzenlenmesi beklenen Cenevre II barış konferansının önceki konferanstan daha iyi bir şekilde hazırlanması gerektiğini belirtti. Geçen ay yapılan Suriye’nin Dostları Londra toplantısının son derece faydalı geçtiğini söyledi. Ancak, yine de Cenevre II konferansının, düzenlense dahi, büyük bir değişiklik getireceğine dair umudunun zayıf olduğunu vurguladı. “Suriye büyük bir yıkıma uğradı. Artık yapılabilecek çok fazla bir şeyin olmadığı kanaatindeyim.” 

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-İngiltere Tatlıdil Forumu’na katılmak üzere hafta sonu ziyaret ettiği Edinburgh’da The Guardian’a konuştu. Cumhurbaşkanı, ayrıca Türk vatandaşlarla buluştu ve York Dükü’nün ev sahipliğinde bir akşam yemeğine katıldı.

Yazdır Paylaş Yukarı