Monocle

22.11.2011
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült
Monocle

Monocle dergisine mülakat veren Cumhurbaşkanı Gül, Şam’dan Körfez bölgesine kadar, isyancıların ve muhalefet hareketlerinin her zaman yanında olduğunu belirtti ve “Akdeniz çevresinde demokratik olmayan ülke artık olamaz. Artık kapalı rejimlerle yola devam edilemez” dedi.

RÖPORTAJ SERİLERİ – POLİTİKA - KONUŞAN BEYİNLER

Steve Bloomfield

Giriş

İran, Irak, Suriye ve Avrupa Birliği ile sınır komşusu olan Türkiye gittikçe daha önemli bir diplomatik rol oynamak için coğrafi konumunun avantajından faydalanıyor. Ancak isyancıları destekleme ve otokratlarla konuşmaya ilişkin doğru kararı vermek her zaman kolay değil.

Türkiye’nin komşularıyla “sıfır sorun” yaşama isteği hiç bu kadar kasvetli gözükmemişti. İsrail’in 2009’da Gazze’ye giden feribotta dokuz Türk vatandaşını öldürdüğü için özür dilemeyi reddetmesi, bölgenin en gerçek iki demokrasisi arasında filizlenen diplomatik ilişkiye zarar verdi. Suriye’deki ayaklanma Türkiye’nin uzun güney sınırında da istikrarsızlık yarattı ve hükümetin kendini nüfuzlu bir barış arabulucusu olarak gösterme girişimlerine zarar verdi (Türkiye’nin enerjik Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu son dört yılda Şam’ı 49 kez ziyaret etti). Şimdiyse Ekim ayında 24 Türk askerini öldüren Irak menşeli Kürt isyancıların saldırısından sonra bir başka sınırda sorun yaşanıyor.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül iyimser olmak için hâlâ nedenleri olduğuna inanıyor. Masasının arkasındaki duvarda asılı olması zorunlu olan Atatürk portresinin bulunduğu Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki büyük ofisinin cam kenarında oturan Cumhurbaşkanı Gül, -ona göre- Türkiye’nin etkisini artıran ve ”Orta Doğu ülkeleri için ilham kaynağı olma” pozisyonunu iyileştiren Arap dünyasının çalkantılı son dokuz ayına ilişkin görüşlerini dile getirdi.

Arap Baharı; Türkiye için hassas şekilde dengelenen bir hokkabazlığa döndü. Türkiye protestocuların yanında olsa da –uzun vadeli arzuları da bu yönde olsa da- kısa vadedeki siyasi gerçekler Cumhurbaşkanı Gül’ü ve Bakan Davutoğlu’nu yumuşak konuşmaya zorladı. Washington’dakilerin, Londra’dakilerin, Paris’tekilerin Beşar Esad’ın istifasını istemesi başka, sınır paylaşanların istemesi başka…

Diktatörler düştüğü için ve huzursuzluğun etkileri Türkiye’nin hemen yanı başında hissedilmeye başlandığı için Cumhurbaşkanı Gül daha fazla açık sözlü konuşmaya başladı. Sadece Beşar Esad’ı değil, Orta Doğu’daki ve Arap dünyasındaki tüm söz dinlemez liderleri uyaran Cumhurbaşkanı Gül, ayaklanmalar başladığından beri en cesur açıklamasını yaparak, Şam’dan Körfez bölgesine kadar, isyancıların ve muhalefet hareketlerinin her zaman yanında olduğunu belirtti ve “Akdeniz çevresinde demokratik olmayan ülke artık olamaz. Artık kapalı rejimlerle yola devam edilemez” dedi.

Suriye rejiminin, devletinin reformlara kucak açması için ikna etme girişimlerini kulak arkası ettiğini kabul ediyor. Cumhurbaşkanı Gül artık geleceğe odaklanmış durumda: Suriye’nin eşit olmayan muhalefet hareketine kucak açarken ve kolaylaştırırken Esad rejiminin başıbozuk bir şekilde sona ermesi ihtimaline karşılık da hazırlık yapıyor. Suriye içinde “tampon bölge” yaratma ihtimali Ankara’da kapalı kapılar ardında müzakere edilmiş ve Cumhurbaşkanı Gül planların tartışıldığını da çok da inkâr etmiyor. “Tedbirlerimizi, önlemlerimizi aldık” diyor.

Türkiye’nin sınırlarındaki sorunlara diplomatik çözümler bulma zamanı geçmiş gibi görünüyor ve bu sadece Suriye için geçerli değil. Cumhurbaşkanı Gül, Irak’tan bahsederken görüşlerini daha net ifade ediyor. Türk ordusunun ve hava kuvvetlerinin PKK saldırısı sonrasında Irak topraklarına girdiğini ve bir süre daha burada kalmalarının muhtemel olduğunu söylüyor. “Irak silahlı kuvvetleri gerekli önlemleri almadığı sürece biz harekete geçmekten çekinmeyiz.”

Cumhurbaşkanı Gül, Irak devletinin Türk güçlerini ağırlamaktan memnun olup olmadığı konusuna değinmiyor. “Irak silahlı kuvvetleri yeterince güçlü değil” diye açıkça belirtiyor.

İsrail konusu açıldığında daha sert bir üslup takınıyor. İki ülke 2008 yılına kadar birlikte iyi çalışıyorlardı. Türkiye Golan Tepeleri için İsrail ile Suriye arasında bir anlaşmaya aracılık yaptığına inanıyordu ancak İsrail’in Gazze’yi işgal etmesi ve en önemlisi feribot saldırısı rüzgârı tersine çevirdi.

Kapalı kapılar ardında Cumhurbaşkanı Gül ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres bozulan ilişkileri düzeltme girişimlerinde bulundular. Cumhurbaşkanı Gül açıkça özür dilemek dışında hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği konusunda da son derece kararlı. “Olanlara göz yumamayız ya da durumun değişmesi için işi zamana bırakamayız” diyor. Ankara, İsrail Silahlı Kuvvetleri Eylül ayında 5 Mısır askerini öldürdüğünde, İsrail’in hemen özür dileyebildiğini bir kenara yazdı.

Bir de diğer sınır var: Türkiye’nin AB ile paylaştığı sınır. Türkiye’nin bloğa girişine ilişkin görüşmeler hâlâ sürse de isteksizce yürütülüyor gibi görünüyor. Almanya ve Fransa, iktidardaki liderleriyle Türkiye’nin üyeliğini düşünmeyecektir. Cumhurbaşkanı Gül bu konuda hassas, dünyaya “Türkiye’nin Avrupa’da oldukça fazla sayıda güçlü arkadaşı” olduğunu hatırlatıyor. Ama sonra biraz da hafife alır bir ifadeyle “Türkiye konusunda belki de çekimser olanlar da var” diyor.

Cumhurbaşkanı Gül’ün konuklarına hatırlattığı gibi, “Türkiye, çok güçlü bir geçmişi olan” ülke. Adının ve soyadının baş harflerinin işlendiği gömlekleri, kendinden emin tavrı ve Türkiye’nin dünyadaki yerine ilişkin kararlı yaklaşımıyla Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin geleceğinin de güçlü olabileceğine kesinlikle inanıyor. “Bu bölge barışa, demokrasiye ve barış içinde birlikte yaşamaya aç” diyen Cumhurbaşkanı Gül: “Bence bu arzuları bir araya getirebilecek bir bölgenin yükselişini görebiliriz” şeklinde konuşuyor. Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin bu yolda öncü olacağı konusunda da ısrar ediyor.

Cumhurbaşkanı Gül’ün Özgeçmişi

1950 İç Anadolu Bölgesi’ndeki Kayseri’de doğdu
1971 İstanbul Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu
1983 İstanbul Üniversitesi’nden doktora derecesini aldı
1991 Milletvekili seçilerek Meclis’e girdi
2001 Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucularından biri oldu.
2002 AK Parti Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimlerde yasaklı olduğu dönemde geçici olarak başbakanlık görevini üstlendi.
2003 Dışişleri Bakanı oldu. Türkiye’nin AB üyeliği müzakerelerini yürütme sorumluluğunu üstlendi.
2007 İslami geçmişine rağmen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilen ilk siyasetçi oldu.

Yazdır Paylaş Yukarı