18:06.2026 Değerli Genel Başkanlar, Kıymetli Konuklar, Saygıdeğer Misafirler, Bugün, D-8'in kuruluşunun 29. yıl dönümü vesilesiyle sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum. Bizi bu tarihi mekânda bir araya getiren ve bu anlamlı toplantıyı organize eden Saadet Partisi'ne, Genel Başkan Sayın Mahmut Arıkan ve ekibine teşekkürlerimi sunuyorum. Sözlerimin hemen başında, neredeyse 30 sene evvel bu inisiyatifi başlatan, D-8'in mimarı olan ve geleceği her daim bu ulvi prensiplerle inşa etmeyi ideal kabul eden değerli hocamız, merhum Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Merhum Erbakan'ın, hepimizin yetişmesinde ve devlet hayatına kazandırılmasında çok büyük emeği ve rolü olmuştur. Kıymetli hazirun, Ben de gerek Dışişleri Bakanlığım gerekse Cumhurbaşkanlığım döneminde D-8'in taşıdığı büyük potansiyelin farkında olarak bu organizasyona gereken her türlü ehemmiyeti verdim, zirvelerine bizzat katıldım. Memnuniyetle müşahede ediyorum ki, benden sonra Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet de bu zirvelere aynı değeri ve önemi atfetmeye devam etmektedir. Bugün aramızda çok kıymetli devlet adamları ve diplomatlar var. Mısır Dışişleri eski Bakanı ve Arap Ligi eski Genel Sekreteri değerli dostum Amr Musa, aynı dönemde birlikte mesai yaptığımız İran Dışişleri eski Bakanı Manouchehr Mottaki ve kabinede birlikte görev yaptığımız Prof. Dr. Sabahattin Bey birikimleriyle ufkumuzu açtılar. Aynı şekilde Sayın Genel Başkanlarımızın, bilhassa bölgemizdeki gelişmelere ve İran ile ABD arasındaki son mutabakat sürecine dair değerlendirmelerini büyük bir dikkatle dinledim. Değerli dostlar, Geride bıraktığımız 30 yıl içerisinde dünyada sarsıcı olaylara şahitlik ettik. Ancak her dönemin en kanayan yarası hep Filistin olmuştur. Son olarak Gazze'de yaşananlar, 100 bine yakın masum insanın katledilmesi ve alenen işlenen soykırım sadece Müslümanların değil, dünyadaki tüm vicdan sahiplerinin yüreğini yakmıştır. Bu büyük acı, Batı toplumlarında ilk defa hem halklar hem de elitler nezdinde ciddi bir iç sorgulamayı beraberinde getirmiştir. Bu durumu, gelecekteki uyanışlar adına önemli bir gelişme olarak okumak gerekir. İsrail'in yıllardır planladığı, ABD ve Körfez ülkelerini de yanına alarak İran'a saldırma hayali kısmen de olsa devreye sokulmak istendi. Ancak şükürler olsun ki Arap ve Körfez ülkeleri bu tuzağa düşmedi. İran halkının ve yönetiminin yıllara sâri hazırlığı ve direnişi, ABD'nin ve İsrail'in o dokunulmaz addedilen üstünlük algısını ilk defa ciddi şekilde sarsmış ve zedelemiştir. Bugün ortaya çıkan ateşkes ve mutabakat zeminini, bölgesel barış ve ekonomik kalkınmanın yeniden tesisi adına ümit verici buluyorum. Bu vesileyle, direnişinden dolayı İran halkını tebrik ediyor, bu süreçte hayatını kaybeden, şahsen de tanıdığım kıymetli liderleri için başsağlığı diliyorum. Kıymetli misafirler, Dış dünyadaki bu gelişmeleri tahlil ederken, kendi içimize dönüp bir ayna tutmaktan da imtina etmemeliyiz. Üzülerek ifade etmeliyim ki; aradan geçen 30 yıla rağmen D-8 üyelerinin hiçbiri henüz "gelişmiş ve kalkınmış ülkeler" sınıfına dâhil olamamıştır. Gerçek manada bir kalkınma, sadece ekonomik rakamların büyümesiyle elde edilemez. Sağlam bir siyasi sistem, tarafsız ve bağımsız bir hukuk düzeni, yüksek insan hakları standartları inşa edilmeden kalıcı bir gelişmeden bahsetmek mümkün değildir. Refahın topluma adil bir şekilde yayılması, gelir dağılımında adaletin tesis edilmesi, şeffaflık ve kuralların herkese eşit uygulanması zaruridir. Ancak bu şartlar sağlandığında halklar ülkelerinin geleceğine ümitle bakabilir ve devletleriyle gurur duyabilirler. D-8'i oluşturan ve nüfusları 80, 100, 200 milyonu bulan bu devasa ülkelerin sahip olduğu büyük ekonomik ve stratejik potansiyel, ancak kendi iç sistemlerimizi bu evrensel standartlara taşıdığımızda tam manasıyla harekete geçecektir. Bugün memnuniyetle ifade etmeliyim ki, Türkiye'den Mısır'a, Endonezya'dan Pakistan ve İran'a kadar üye ülkeler arasındaki ikili ilişkiler, geçmişin sıkıntılı günlerini geride bırakmış ve her bakımdan daha dürüst, sağlam ve samimi bir zemine oturmuştur. Bu duygu ve düşüncelerle, bu anlamlı organizasyonda emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyor; içinde bulunduğumuz Muharrem ayının ve Hicri Yeni Yılın tüm İslam âlemine ve insanlığa barış, huzur ve iyilikler getirmesini temenni ediyorum. Hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.