"Afrika Günü" Toplantısında Yaptıkları Konuşma

26.05.2011
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült

"Sayın Rektör,

Değerli Büyükelçiler,

Kıymetli Misafirler ve Hanımefendiler, Beyefendiler,

Öncelikle Bilkent Üniversitesi Rektörlüğü tarafından Afrika ülkeleri büyükelçileriyle işbirliği halinde düzenlenen bu anlamlı toplantıda sizlerle beraber olmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek istiyorum.

Afrika ülkelerinin önemli bir bölümü, günümüzde bağımsızlıklarının 50. yıldönümlerini kutlamaktadırlar. Kıta, bu 50 yıllık zorlu dönem sonrasında bugün önemli bir dönüşümü gerçekleştirmektedir. Bu dönüşüm yaşanırken, Afrika’da özellikle ekonomik ve insanı kalkınma alanında olmak üzere, aşılması gereken bir dizi güçlüğün yaşandığı da hepinizin malumudur. Örneğin, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen Birleşmiş Milletler 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’nda, en az gelişmiş ülke statüsünde 33 Afrika devletinin bulunması, kat edilmesi gereken mesafenin çarpıcı bir göstergesidir. Dolayısıyla, yapılacak çok iş vardır.

Bununla birlikte, son 10 yıllık dönemdeki gelişmeler, bütün sorunlara rağmen Afrika’nın geleceğe güvenle bakmasına da imkân sağlamaktadır. Kıta’da birçok ülkenin hızlı büyüme oranlarını yakalamış olması, gerçekten sevindiricidir. Ayrıca, bazı ülkelerde yaşanan sorunlara rağmen, Afrika’nın dört bir yanında demokratik değerlerin giderek artan ölçüde kabul gördüğünü memnuniyetle müşahede ediyoruz.

Bu doğrultuda, Afrika Birliği’nin yanı sıra, ECOWAS ve IGAD gibi bölgesel ekonomik toplulukların da gayret göstermesinden ve başarılar elde etmesinden büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

25 Mayıs 1963 tarihinde kurulmasıyla, bugün Afrika Günü’nü kutlamamıza vesile oluşturan Afrika Birliği’nin küresel ölçekte giderek öne çıkması, mutluluk vericidir. Kıta’da barış ve istikrar tesis edildikçe, Afrikalı kardeşlerimiz şüphesiz daha müreffeh yarınlara da kavuşacaklardır. Tüm Afrika halklarının Afrika Günü’nü gönülden tebrik ediyor, dost Türk halkı adına Afrika Birliği’ne nice başarılar temenni ediyorum.

Afrika Günü’nü kutlamak için bu organizasyonu gerçekleştiren değerli büyükelçilere, Bilkent Üniversitesi’ne, Değerli Bakanımıza, hepsine de ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin Afrika’ya ilgisinin çok görünür olduğunun ve bunun çok samimi ve gerçek olduğunun herkes tarafından bilinmesini isterim. Dolayısıyla bu toplantı da bunun en güzel örneklerinden birisidir. Değerli Mısır Büyükelçisi’nin söylediği gibi, bundan sonraki yıllarda da aynı şekilde hep beraber bugünleri kutlayacağız.

Değerli Misafirler,

Kıymetli Büyükelçiler,

Türkiye geleneksel olarak her zaman dostluk bağları içinde bulunduğu Afrika ülkeleriyle ilişkilerindeki tempoyu her geçen gün daha da artırmaktadır. Bu doğrultuda, 1998 yılında Afrika’ya açılım stratejisini ilk defa ilan etmiştir, 2005 yılında da Türkiye’de Afrika Yılı ilan ederek çok önemli programlar uygulamaya başlamıştır. Ağustos 2008’de İstanbul’da düzenlediğimiz “Birinci Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi”yle ilişkilerimiz çok daha sağlam bir zemine oturmuştur.

Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki dostluk ilişkilerinin ortaya çıkışı, aslında yeni değildir. Her ne kadar, uzun bir aradan sonra son yıllarda tekrar ilişkilerimizin güçlendiği ve çok görünür olduğu ortadaysa da, ilişkilerimizin çok tarihi bir geçmişi vardır. Türklerin Afrika’da kurdukları ilk devlet, 9. ve 10. yüzyıllarda, bugünkü Mısır’da hüküm süren Tolunoğulları Devleti olmuştur. Osmanlı Devleti ise sömürgeci güçlere karşı yürüttüğü mücadelede her zaman Afrika halklarının yanında yer almıştır.

Bu çerçevede örneğin, 16. yüzyılda Seyit Ali Reis komutasındaki Osmanlı donanması, Zanzibar Adası’nı o günkü sömürgecilere karşı savunmuştur. Batı Afrika’da bugünkü Mali’de hâkim olan Timbuktu Hükümdarlığı ile de yakın ilişkiler kurulmuş ve buradaki sömürgecilik karşıtı faaliyetlere hep destek verilmiştir. Keza, bugünkü Nijer, Çad, Kuzey Nijerya ve Kuzey Kamerun’u kapsayan Kanem-Bornu İmparatorluğu ile ilişkiler, ta o zamanlarda tesis edilmiştir.

 Kuzey ve Kuzeydoğu Afrika’yla mevcut tarihi ilişkiler, halklarımızın toplumsal hafızalarında müstesna bir yere sahiptir. Birçok Afrika ülkesine gittiğimde, çok eski geleneklerimizi, ortak değerlerimizin işaretlerini görmekten her zaman doğrusu gurur duyarım. Biz Afrika’yı insanlığın neşet ettiği, medeniyetin beşiği bir kıta olarak görüyoruz. Dünya haritasına bakıldığında da gerçekten Afrika’nın tüm kıtaların ortasında olduğu aşikârdır.

Afrikalı kardeşlerimizin ve dostlarımızın da mümtaz katkılarıyla, ilişkilerimizi bugünkü stratejik ortaklık düzeyine taşımış bulunuyoruz. Ancak Türkiye-Afrika ilişkilerinin ulaştığı seviyeyi yeterli görmediğimizi de bilhassa vurgulamak istiyorum. Afrika ile ilişkilerimizi dostluk, eşitlik ve işbirliği temelinde daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Afrika’yı sorunlarıyla değil, dinamizmi ve başarılarıyla temayüz edecek bir kıta olarak da görmek istiyoruz.

En samimi temennimiz, Afrika’nın her şeyden evvel, Afrika halklarının mutluluğu, huzuru ve refahı için bir fırsatlar kıtasına dönüşmesidir. B

u anlayıştan hareketle, 2009 yılında Tanzanya ve Kenya’ya, 2010 yılında ise Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Kamerun ve Nijerya’ya, ülkemizden Cumhurbaşkanı seviyesinde ilk resmi ziyaretleri gerçekleştirdim. Son olarak geçtiğimiz Mart ayında Gana ve Gabon’a yine tarihi nitelik taşıyan devlet ziyaretlerinde bulundum. Şüphesiz ki Mısır’a yaptığım belki senede iki, bazen ikiyi de geçen karşılıklı ziyaretleri burada zikretmek istemiyorum. Yine Senegal’e yaptığım ziyareti de hatırlatmak isterim. İslam Konferansı çerçevesinde idi, ama bu vesileyle ikili görüşmeler de gerçekleştirmiştik.

Yine benim bu ziyaretlerime karşılık, 2007 yılından bu yana da 10 Afrika ülkesinin devlet başkanı Ankara’yı ziyaret etmiş ve bizim misafirimiz olmuşlardır. Şüphesiz ki, bu devlet başkanları seviyesindeki ziyaretlerin ötesinde, Sayın Başbakanımızın, meclis başkanlarımızın, bakanlarımızın karşılıklı ziyaretlerini de unutmamak gerekir. Bu ziyaret ve temaslarla dostluk hislerimizin sadece duygusal planda kalmadığını, bunların sahada görünür olduğunu, işbirliğine dönük olduğunu ve uygulamada olduğunu da burada ifade etmek isterim.

Değerli Misafirler,

Türkiye-Afrika ilişkilerinin geliştirilmesi yönündeki çalışmalarımızı artık kurumsal bir çerçeveye de kavuşturduk. Bu bağlamda, 2008 Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi’nde kabul edilen ve beşer yıllık dönemlerle Türkiye-Afrika ortaklığını gözden geçiren ve yönlendiren bir mekanizmayı titizlikle yürütmekteyiz.

Bu noktada şunu unutmadan söylemek istiyorum: Afrika Birliği ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklık, gerçekten çok değerlidir. Çünkü bunun çok örneği yoktur. Bildiğim kadarıyla, Afrika Birliği bir bütün olarak Çin ve Hindistan’la yine aynı şekilde bir işbirliği içerisindedir. Bunun dışında sadece Türkiye ile yapmaktadır. Dolayısıyla bunun değerini biliyoruz ve bunu sadece bir toplantı şeklinde bırakmıyoruz. Bunu bir süreç olarak, bunu uzun vadeli bir işbirliği olarak görüyoruz ve her beş senede bir zirve toplantılarını yapacağız. Ayrıca çok düzenli bir şekilde Kıdemli Memurlar Toplantısını yapacağız, Dışişleri Bakanları Toplantısını yapacağız, Bakanlar Toplantısını Yapacağız ki, Bakanlar Toplantısı bu yaz İstanbul’da gerçekleşecek.

Ayrıca, bu toplantıların hepsi sadece Türkiye’de değil, bunlar farklı Afrika ülkelerinde de gerçekleştirilmektedir. O bakımdan, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bunun sadece bir heves, bir dönemlik bir ilgi değil, bunun sürekli bir ilgi olduğunun altını burada çizmek istiyorum ve bütün dostlarımızın da bunu böyle bilmesini isterim.

Bildiğiniz üzere ülkemiz 15 gün kadar önce Birleşmiş Milletler’in 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Aslında bu Zirve her 10 yılda bir yapılıyor ve dördüncüsü İstanbul’da gerçekleştirildi. Daha önceki iki toplantı Paris’te, üçüncü toplantı Avrupa Birliği adına 10 sene önce Brüksel’de, bu son toplantı da İstanbul’da oldu. Bu Zirvede çok sayıda Afrika ülkesinin olduğunu biliyoruz. Bu Zirvede özellikle gayretimiz şu oldu: Sadece toplanılan ve çok iyi niyetlerin ifade edildiği bir toplantı olmanın ötesine geçirmek istedik ve bu vesileyle de bu Zirveyi çok farklı yaptık. Çünkü biliyoruz ki, sadece devlet adamlarının, siyasetçilerin bir araya gelmesi yetmez, buna ayrı bir ayak ekledik, o da iş adamlarının bir araya gelmesi. Çünkü Afrika’ya yapılabilecek açıkçası en iyi katkının Afrika içerisindeki müteşebbisleri harekete geçirmek ve Afrika’nın kendi kaynaklarını harekete geçirmek olduğuna inanıyoruz. Sadece yardımlarla Afrika’nın kalkınamayacağına inananlardanım. O bakımdan, Türkiye’nin Afrika’yla ilişkilerinde kazan-kazan ilişkisine çok önem veriyoruz ve iş adamlarını özellikle Afrika ülkelerine yatırım yapmaya teşvik ediyoruz.

Çünkü yatırım demek, teknoloji taşımak demektir. Yatırım demek, orada istihdam oluşturmak ve oradaki istihdam vasıtasıyla orada kaliteli iş bilen insan yetiştirmek demektir ve tabii ki orada yapılan yatırımlar neticesinde o ülkelere vergi ödemek, nihayette o ülkelerin ihracatını oluşturmak demektir. Buna inandığımız için, En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi’nde çok önemli bir formül gerçekleştirdik. Afrika ülkelerinden 650’ye yakın iş adamı Türkiye’ye getirildi, Türk iş adamlarıyla ortak toplantılar yapıldı ve ortaklıklar kurmaları, ortak proje geliştirmelerine özellikle önem verdik. Yine bu Zirvenin neticesinde ilk defa bir mekanizma kurduk; verilen sözlerin gerçekleşip gerçekleşmediğini gözleme mekanizması ve her sene bir ilerleme raporunun yayınlanmasını temin ettik. Bütün bunlar inanıyorum ki Afrika ülkelerine çok önemli katkı olacaktır.

Türkiye her uluslararası platformda Afrika’nın sesi olmaya gayret sarf etmiştir. Başta, Güvenlik Konseyi’nde, -iki yıl orada hizmet ettik, biliyorsunuz- G-20’lerde, İslam Konferansı Örgütü’nde, daima bunu öne çıkartmıştır. Türkiye’nin Afrika’yla ilişkilerinde, şüphesiz ki, karşılıklı siyasi çıkarlar, karşılıklı ekonomik çıkarlar vardır, bunları şüphesiz ki inkâr edecek halimiz yoktur. Ama hiç karşılık beklemeden, Türkiye’nin Afrika’ya samimi bir ilgisi vardır. Bunun altındaki sebep de Afrika’nın problemlerinin büyük olduğunun farkındayız ve bu büyük problemlerle Afrika’yı baş başa bırakmanın, insanlık adına doğru olmadığına inanıyoruz.

Onun için, bütün uluslararası konferanslarda, platformlarda ayrı Afrika söylemlerimiz vardır. Konuşmalarımıza bakarsanız, her seviyede, muhakkak Afrika’yla ilgili çok önemli tespitlerimiz ve çağrılarımız olmuştur. Afrika’da büyük kıtlıklar, susuzluklar söz konusu olduğunda, ilk koşan ülkelerden birisi olduk ve olmaya da devam edeceğiz.

Afrika’nın kendi kapasitesini geliştirmesi gerekir. Şüphesiz ki, her şeyden önce her ülkenin kendi siyasi düzenini sağlamlaştırması gerekir, kendi ülkelerinin yatırım yapılabilecek hale gelmesini temin etmesi gerekir ve bunun için de iyi bir yönetim tarzları kurmaları gerekir, iyi yönetişimi gerçekleştirmeleri gerekir. Hukukun üstünlüğünü sağlamaları, demokrasinin temel ilkelerini sağlamaları, düzgün ekonomik politikaları takip etmeleri her şeyin başıdır. Bunların olmadığı dönemlerde, bunların olmadığı yerlerde, kalkınmanın gerçekleşmesi de zor olacaktır. Hangi Afrika ülkesi bu konularda ileri giderse, yani iyi yönetişim, demokrasinin temel ilkeleri, hukukun temel ilkelerini hâkim kılarsa, o ülkelerde de çok hızlı ekonomik kalkınmalar ve gelişmeler olacaktır.

Aslında Afrika ülkelerine şöyle baktığımızda, bunu gerçekleştirenlerin zaten mesafeyi aştığını ve önemli başarılar elde ettiğini de göreceğiz; gerek iç kaynaklarını kullanma açısından gerekse yabancı kaynakları çekme açısından. Ben çok iyi biliyorum ki, Türk yatırımcıların bazı Afrika ülkelerindeki yatırımları, milyar dolarları aşmaktadır. Kurdukları tesislerde, fabrikalarda birkaç bin kişiyi istihdam etmektedirler ve o ülkelerden yaptıkları ihracatlar, 100 milyon dolarları geçmektedir. Şüphesiz ki, yatırımcıların tercih ettiği ülkeler de, kendilerini güvende buldukları ülkelerdir. O bakımdan, İstanbul Zirvesi’nde görüştüğüm birçok devlet başkanına en çok söylediğim şey bu olmuştur. Size yardım edilebilmesi için, sizin de kendi kanallarını açmanız gerekir, yardım edecek ülkelere yardımcı olmanız gerekir. Ayrıca iş adamlarını davet etmeniz gerekir, onlara güveni telkin etmeniz gerekir.

Tekrar söylüyorum, Afrika ülkelerine en iyi yardım, o ülkelere yapılacak yatırımlardır. Eskiden maalesef koloni zihniyetinin hâkim olduğu dönemlerde, Afrika ülkelerinin kaynakları sadece dışarı transfer edilmiştir veyahut da sadece ticaret yapılmıştır ve o ülkelere satış yapılmıştır.

Bizim özellikle takip ettiğimiz politika biraz farklıdır. O ülkelere küçük, orta veya büyük ölçeklerde yatırım yapmaktır. Bunun için ben demin bahsettiğim bütün ziyaretlerime büyük uçakla gitmişimdir ve her seferinde 100’ün üzerinde Afrika’ya yatırım yapma arzusu içerisinde olan iş adamlarını götürmüştüm ve bunların çok büyük kısmından da neticeler alındığını biliyorum. Oralarda çok ciddi yatırımların yapıldığını doğrusu biliyorum. Bir ülkede bir kez yatırım olunca, o, diğerlerini de çekmektedir.

Türkiye’nin önem verdiği, ikinci söyleyeceğim şey de şudur: Afrika ülkelerindeki insan kapasitesini geliştirme yönündeki çalışmalardır. Burada da TİKA, bütün Afrika’da çok iyi artık bilinmektedir. Merkezi, Afrika Birliği’nin de bulunduğu Etiyopya’dadır. Ama Hartum’da ve Senegal’de de yine bölge ofisleri vardır. Neredeyse bütün Afrika ülkelerinde de birçok projeyi TİKA desteklemektedir. TİKA’nın yanında Türk NGO’ları da Afrika’da çok büyük bir çalışma içerisindedir.

Eğitim açısından yapılanlar gerçekten hepimizi gururlandırmaktadır. 34 ülkede 100’ün üzerinde Türk okulu vardır, bazılarında üniversiteler vardır. Verdiğimiz burslar, devlet bursları çok büyük miktardadır. Talep üzerine bunların da sayılarını giderek artırıyoruz.

Burada eminim ki çoğunuz bilmektesiniz, Ankara Üniversitesi’nin bünyesinde Afrika Araştırma Merkezi iki sene önce kurulmuştur ve orada da yine Afrika’ya dönük çok güzel çalışmalar yapılmakta. Birçok Afrika ülkesinden gelen öğrencilere lisansüstü burslar verilmektedir. Türk NGO’larının, özellikle sağlık ve diğer insani konulardaki çalışmalarını da doğrusu yakinen bildiğim için, bundan her zaman gururlanıyorum. Gittiğim birçok ülkede hep şunu duyarım: Buraya 30 tane Türk doktor gelmiştir ve burada bir ay boyunca sağlık taraması yapmıştır veyahut da buraya gelen şu şu Türk NGO’ları hiçbir ayrım yapmadan, etnik bir ayrım yapmadan, dini bir ayrım yapmadan o köyde su çıkartmıştır; bırakıp başka bir köye gitmiştir, orada da su çıkartmıştır; başka bir yere gitmiştir.

 Kongo’ya yaptığım ziyarette hiç unutamayacağım bir anıyı da hatırlatmak isterim size. 1800 kilometre öteden -Kongo çok büyük bir ülke- üç tane Kongolu genç geldi. Dediler ki, “Biz size bir rapor vermek istiyoruz. Bir Türk NGO’su, Yeryüzü Doktorları, para gönderdiler ve biz o parayı şöyle harcadık” dediler. Kaç tane anaokulu, ana sağlık merkezinin açıldığını, ne kadar sağlık ocağında ne kadar çok insanın tedavi edildiğini, bütün listeleri ortaya koydular ve tek peniye kadar hesabını doğrusu verdiler ve büyük bir gurur duydum.

Yine burslar konusunda da bütün üniversitelerimizi teşvik ediyorum, kurumlarımızı teşvik ediyorum. Çünkü Afrika ülkelerinde yapılacak en önemli işlerden birisinin de bu olduğuna inanıyorum.

Burada da yine bir hatıramı sizinle paylaşmak isterim. Tanzanya’ya gittiğimde, “40 tane Tanzanyalı genç sizinle buluşacak” dediler. Gerçekten, kızlı-erkekli 40 kişiyle buluştum, bir baktım hepsi Türkçe konuşuyorlardı. Sonra, “Siz Türkçe’yi nereden öğrendiniz” diye sordum. Yıllar önce, yurtdışında İslam Kalkınma Bankası’nda çalışırken, orada bir burs programı uygulamıştık birçok Afrika ülkesinde; gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin gençlerini, başka ülkelerin iyi üniversitelerinde okutmak için. İyi burslar verilmişti ve bunların bir kısmı da Türkiye’deki üniversitelerde okutulmuştu. Karşımdaki 40 tane gencin, bir kısmının ODTÜ’den, bir kısmının Boğaziçi’nden, bir kısmının tıp fakültelerimizden mezun olduğunu; işlerini sorduğumda, aralarında bakan da vardı, bakanlar dâhil, çok önemli mevkilerde ülkelerine büyük bir hizmet içerisinde olduklarını görünce ve verdiğimiz katkıyı da görünce, gerçekten çok gururlandım. Onun için, Türkiye’deki üniversitelere şu hep talimatları veriyorum: Yabancı öğrencilere açın kendinizi. Dışarıdan ne kadar çok yabancı öğrenci alırsanız alın, onlar aynı zamanda kendi kültürlerini Türkiye’ye getiriyorlar, dünyanın sadece Türkiye olmadığını, dünyanın Afrika olduğunu, Amerika olduğunu, Asya olduğunu gösteriyorlar, bize bir zenginlik katıyorlar. Ayrıca tabii ki burada eğitilen öğrenciler de, kendi ülkelerine gittiklerinde çok doğal, orada Türkiye’nin büyükelçisi gibi görev yapıyorlar.

Değerli Konuklar,

Değerli Büyükelçiler,

Sözlerimi bitirmeden önce şunu da hatırlatmak istiyorum: Bütün bu arzular ancak gayretlerle gerçekleşiyor. Gayretlerin başında da bunu yönlendirecek kurumlara ihtiyaç var. Bu da tabii ki büyükelçiliklerimizdir. Türkiye’nin Afrika’daki büyükelçiliklerinin sayısının son yıllarda arttığını yakinen biliyorsunuz. 2009 yılına gelindiğinde, beşi Kuzey Afrika’da -ki önemli kısmı Mağrip ülkeleri olmak üzere- yedisiyse Sahra’nın güneyindeki Afrika’da olmak üzere, toplam 12 büyükelçiliğimiz vardı, daimi büyükelçiliğimiz vardı. Son iki yıllık dönemde ise Tanzanya, Fildişi Sahili, Kamerun, Gana, Mali, Uganda, Angola, Madagaskar, Zambiya, Mozambik, Zimbabve ve Moritanya’da 12 yeni büyükelçilik açtık, daimi büyükelçimiz var oralarda şimdi. Bunların bir kısmının açılışını yaptığım ziyaretlerde gerçekleştirdim. Böylelikle, 19’u Sahra’nın güneyinde olmak üzere, Afrika’daki büyükelçilerimizin sayısı 24’e çıktı. Büyükelçiliklerimizin sayısındaki bu artışın, birçok batılı ülkenin tasarruf adına büyükelçiliklerini kapattıkları bir dönemde gerçekleştiğini düşünürseniz, Türkiye’nin Afrika’ya verdiği samimi, içten değeri daha iyi anlayacaksınız.

Söz konusu sürecin gerekçelerini soran dostlarımıza, bunun tarih ve beşeriyet bilincimizle şekillenmiş stratejik bir tercih olduğunu da daima vurguluyoruz. Önümüzdeki bir yıllık dönemdeyse, Sahra’nın güneyindeki Afrika’da sekiz büyükelçiliğimiz daha faaliyete geçecektir ve böylelikle Afrika’daki daimi temsilciliklerimizin, büyükelçiliklerimizin sayısı 32’ye çıkacaktır. Buna karşılık Afrika ülkeleri de tabii ki Türkiye’deki daimi büyükelçiliklerinin sayısını artırmaktadır ki, değerli büyükelçileri burada görüyorum. Şu anda Kuzey Afrika ülkelerine yine ilaveten, Sahra’nın Güneyindeki Afrika ülkelerinin sekizinin Ankara’da daimi büyükelçisi vardır. Bunlardan Senegal, Somali, Gambiya ve Moritanya büyükelçilikleri de son beş yıllık dönemde açılmışlardır. Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Angola’nın da önümüzdeki aylarda Ankara’da büyükelçilik açacaklarını biliyoruz. Sekiz Sahra’nın Güneyindeki Afrika ülkesinin daha bu bağlamda Ankara’da daimi büyükelçilik açma kararları aldıklarını da biliyoruz, bunu bize bildirdiler. Onların da tabii ki burada en güzel şekilde faaliyet göstermeleri için, devlet olarak her türlü imkânı tanıyoruz, tanımaya da devam edeceğiz.

Bunun dışında önemli bir gelişme daha var, o da Türk Hava Yolları’nın Afrika’ya olan açılımıdır. Öyle ki, iki hafta önce İstanbul’daki zirvede, birçok Afrika devlet başkanının benden en büyük talebi, Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan ülkelerine direkt uçuş yapmaları talebi oldu. Afrika’yla kurduğumuz sıkı bağlar, ulaştırma alanında kendini tabii göstermekte ve Türk Hava Yolları’nın 2006 yılında başlattığı Hartum-Addis Ababa ve Lagos seferlerine 2007 yılında Johannesburg, 2009 yılında Nairobi ve Dakar, 2010 yılında ise Darüsselam, Uganda, Entebbe ve son olarak da Akra seferleri eklenmiştir.

İstanbul aslında gerçekten bir “hub” olmuştur. Afrika’dan neredeyse birçok merkezden İstanbul’a gelen yolcular, direkt olarak İstanbul’dan dünyanın her köşesine rahatça ulaşabilmektedirler. Bütün bunlar işte, Türkiye ile Afrika’yı birbirine daha çok yaklaştırmakta, böylelikle birbirimizin kültürünü daha çok yakından öğrenmekte, siyasi anlamda ilişkilerimiz daha çok güçlenmekte ve ekonomik alanda ticaretimiz de, mukayese ettiğimizde eski yıllara göre çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Bunların bir kısmı karşılıklı olarak birbirimize katkı sağlarken, bir kısmı da tamamen karşılık yapmadan, insanlık adına Afrika’nın problemlerini, kısmen de olsa paylaşma adına yaptığımız faaliyetlerdir. Ümit ediyorum ki, Afrika halkları da bunları en güzel şekilde takdir etmektedirler.

Sözlerime şunu ilave ederek bitirmek isterim: Türk üniversitelerinin ve akademisyenlerinin, Afrika’ya olan ilgisi son yıllarda çok artmıştır. Demin söylediğim gibi, Ankara Üniversitesi’nde bir merkez kurulmuştur, Bilkent Üniversitesi de böyle bir çalışmanın içerisindedir. Birçok Türk akademisyen, Afrika’yla ilgili birçok doktora tezleri, master tezleri hazırlamaktadır. Ben de Afrika’ya yaptığım bütün ziyaretlerde, çok sayıda Türk akademisyeni, bölgeyle ilgilenen akademisyenleri de yanımda götürmekteyim. Akademisyenlerimiz orada üniversiteleri ziyaret etmekte ve yerinde Afrika’yı tanımaktadırlar. O ziyaretlerden sonra kendileri de farklı imkânlarla gitmekte ve sağlam ilişkiler kurmaktayız.

Ben bir kez daha Afrika Günü’nün kutlu olmasını diliyor ve bu vesileyle Afrika’yla ilgili sorumlulukların tekrar hatırlanması, Afrika’nın sadece Afrikalılarla başbaşa bırakılmaması gerektiğini hatırlatıyorum. Hepinize başarılar diliyorum. Bu toplantıyı organize ettiğiniz için de sizlere çok teşekkür ediyorum."

Yazdır Paylaş Yukarı