75. Dil Bayramı Açılış Töreni'nde Yaptıkları Konuşma

26.09.2007
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült
75. Dil Bayramı Açılış Töreni'nde yaptıkları konuşma aşağıda sunulmaktadır:

"Değerli Konuklar,
Değerli Katılımcılar,
Sözlerime başlamadan önce, 75. Dil Bayramı Açılış Töreni'nde, eşsiz kültür varlıklarımızdan Dolmabahçe Sarayı'nda böylesine seçkin bir toplulukla biraraya gelmekten duyduğum memnuniyeti dile getirmek istiyorum. Dil Bayramınızı kutluyor, sizleri en kalbi duygularla selâmlıyorum.
Değerli Konuklar,
Bu toplantı bilgisi bana Sayın Başkan tarafından ulaştırıldığında hem muhtevası hem de Büyük Atatürk'ün 75 yıl önce yine bu mekanda konuya özel alaka göstermesi sebebiyle bu mesele ile özellikle ilgilendim ve toplantının Cumhurbaşkanlığı himayelerinde gerçekleştirilmesine özel ehemmiyet verdim.
Dil Bayramı toplantıları, dilimizin ve dil kullanımında karşılaşılan güncel sorunların tüm yönleriyle ve bilimsel yaklaşımlarla ele alınmasına, toplumda dil bilincinin oluşturulmasına ve geliştirilmesine imkan tanıyan bir etkinlik olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır.
Yıllardır bu bilinçle ve coşkuyla devam ettirilen, çeşitli kesimlerden Türkçe'ye emeği geçen çok sayıda yetkin ismi buluşturan toplantılar, dilimize sahip çıkılması yönünden anlamlı bir hizmeti yerine getirmektedir.
Bir iletişim aracı olarak dil, üzerinde hassasiyetle durulması gereken zenginliklerimizdir. Bu hassasiyetin her zaman canlı tutulması da, konunun bir başka boyutunu oluşturmaktadır.
Dilimize sahip çıkmak, varlığımıza, tarihimize, kültürümüze, birliğimize, yarınlarımıza sahip çıkmakla eş değerdir.
Türk diline hizmet eden, dilimizin çağlar boyunca gelişmesini, zenginleşerek bugünkü seviyesine ulaşmasını sağlayan Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'e, yazar, şair ve ozanlarımıza, manevi dünyamızın sembolü şahsiyetlerimize, düşünürlerimize milletim ve devletim adına şükranlarımı sunuyor, aramızdan ayrılanları saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Bu seçkin topluluğa seslenme olanağı bulduğum Dil Bayramı etkinliklerinde, Türkçenin zor bir süreçten geçtiği, yozlaştığı, kirlendiği, bozulduğu söylemlerini bir yana bırakarak, ki bunun muhakkak ki doğru yanları vardır, bir az önce değerli konuşmacıların da değindiği gibi, özellikle iş dünyasında tabelalarda bunu görüyoruz, bunları bir an bir yana bırakarak, Türkçe'nin muhteşem gücünü gösteren gelişiminden de söz etmek istiyorum.
Dil Bayramının ruhuna, yersiz karamsarlıklar değil; dilimizin zenginliğinin, etkinliğinin, işlevselliğinin farkına vararak, dilimizle gururlanmak ve coşku duymak yaraşır diye düşünüyorum.
Devlet dili, edebiyat dili, bilim dili, aynı zamanda halkın yaşayan dili Türkçenin, en güçlü dönemini yaşadığı günümüzde, konuşur sayısı onbini aşmayan diller için söylenen yok olma tehlikesinin, yetmiş milyon içeride ve bir az önce de söylendiği gibi 200 milyonun üzerinde dışarıda konuşuru olan Türkçe için geçerli olduğunun vurgulanması anlaşılır değildir.
Onun için son yıllarda, Türk Dil Kurumu bünyesinde de yapılageldiği gibi, Türkçenin güçlü yönlerini gösteren gelişmeleri ön plana çıkarmanın daha yararlı olduğu düşüncesini taşıyorum.
Büyük tartışmalarla geçen dönemlerin ardından Türkçe'nin özleşmesi konusunun belli bir kanala girdiğini söylemek yanlış olmaz kanısındayım. Bugün konuşma diliyle yazı dili, halk diliyle aydın dili, edebiyat diliyle bilim dili gibi dilin çeşitli gerçekleşmeleri arasındaki fark, önceki dönemlerle kıyaslanmayacak oranda giderek azalmıştır.
Son yıllarda basın yayın organlarına da yansıdığı gibi, edebiyatımızda bir roman patlaması yaşanmaktadır. Bu patlama sadece roman satışlarıyla sınırlı kalmamış, farklı yazım türlerine ve yayınlara da yansımıştır. Bu bağlamda yazarlarımızın Türk diline katkılarını burada büyük bir takdirle bir kez daha anmak gerektiğine inanıyorum.
Geçmiş dönemlerde üretilen bu eserlerin günümüzde gençler tarafından ilgi görmesi, o zaman konuşulan dil ile bugün konuşulan dili ve kuşakları birbirine yaklaştırmakta, bir anlamda uzun vadede dilimize güç katmaktadır.
Yayın hayatında görülen, bu umut verici canlanma artarak devam edecektir. Biz bunun sürmesi için elimizden geleni yapmalıyız.
Değerli Katılımcılar,
Türk Dil Kurumu'nun çok değerli yöneticilerinin ve çalışanlarının takdir ettiğimiz üstün çalışmalarıyla gerçekleştirdikleri, Güncel Türkçe Sözlük'e birkaç yıldır internet ortamında da ulaşabilmekteyiz.
Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın'ın basında okuduğumuz ifadesine göre, "Adeta bir ulusun ortaklaşa yazdığı Güncel Türkçe Sözlük'ün" önceki sözlüklerden daha fazla kelime barındırmasını Türkçenin zenginliğinin göstergesi olarak görüyorum.
Bunun yanında, ağızlar, meslek dilleri, tarihi metinler gibi kaynaklardaki söz varlığını içine alacak çok daha hacimli, bir milyon kelimelik sözlüklerden bahsedilmeye başlanmıştır.
Türkçenin muhteşem gücünü gösterecek böyle bir projenin hazırlanması ve internette kullanıma sunulması, bugünün bilim seviyesi ve teknolojik gelişimiyle gerçekleştirilebilmiştir.
Bugün, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar geniş bir coğrafyada kullanılıyor olması da Türkçenin gücünü gösteren diğer bir husustur. Almanya, Fransa, İsveç, Norveç, Belçika, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde göz ardı edilemeyecek sayıda Türkçe konuşan nüfus vardır. Mesela Almanya'da Türkçe, anadili olarak konuşulan ikinci büyük dil durumundadır.
Avusturalya gibi daha uzak ülkeleri de Türkçenin konuşulduğu bölgeler arasında sıralayabiliriz. Cumhuriyet'in ilanından sonra Türkçenin konuşulduğu coğrafyada dikkate değer bir genişleme olmuştur. Buna Çin'den Balkanlara, Sibirya'dan İran'ın içlerine kadar olan bölgede eskiden bu yana konuşulan Türk dilinin lehçelerini de eklerseniz, ortaya muazzam genişlikte bir coğrafya çıkacaktır.
Hatta kanaatimce tüm bu tablonun sonucu olarak Türkçe yazan bir romancımız geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür.
Türkçe, gittiği her yerde başka dillerle ilişki içinde olmuş, onları etkilemiş ve onlardan tabii ki etkilenmiştir. Türkçenin başka dillerle süregelen ilişkisinde ne derece baskın çıktığı, özellikle Batıdaki araştırmacıların ilgi alanları arasındadır.
Avrupa ülkelerinde Türkçe konuşarak işlerin büyük bölümünün yerine getirilmesi, çoğumuzun henüz farkında olmadığı yeni bir gelişmedir. Yeni olduğu için büyük bir ihtimalle çoğunuzun farkında olmadığı bir duruma, Türkçenin gücünü göstermesi bakımından dikkat çekmek istiyorum.
İnternette milyonlarca Türkçe sayfa bulunduğunu, televizyonlarımızın dünyanın dört bir tarafında izlendiğini, gazete ve dergilerimizin yüksek tirajlara ulaştığını da unutmayalım. Türkçe gazete ve dergilerin, başta Almanya, Avustralya olmak üzere ülke dışında da basılıp satıldığını da gözlerden ırak tutmamak gerekir.
Bunun anlamı şu demektir. Türkçe bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de varlığını, diğer dillerle etkileşimini sürdürecektir. Özetle Türkçe, daha önce de belirttiğim gibi yok olmayacak, hep var olacaktır.
Bizim dilimiz zengindir; zengin olduğu kadar da köklü bir dildir. Türkçenin zaman zaman birçok sorunu olduğu tabii dile getirilir. Sorunların çoğu Türkçenin kendisinde değildir. Bu dil, konuşuru olan bizlerin her türlü ihtiyacına cevap vermektedir. Yeni ihtiyaçları karşılayacak yapıda olduğu ise herkesin malumudur. Onu işlemek, geliştirmek o dille konuşan, düşünen, duygularını ifade eden bizlerin işidir. Eğer bir sorun varsa, Türkçede değil, dilimize karşı sorumluluklarını yerine getirmeyenlerdedir.
Diller sürekli değişmektedir. Dili, durağan, standardı bir kere belirlendikten sonra değişmez, değiştirilemez bir olgu olarak algılamak yanlıştır. Bizler nasıl ki yüzyıl öncesinin Türkçesini konuşmuyorsak, yüz yıl sonra gelecek kuşaklar da bizim bugün konuştuğumuz Türkçemizi konuşmayacaklardır.
Atatürk'ün başkanlığında 1932 yılında toplanan Birinci Dil Kurultayı'nın yıldönümü olduğu için kutlayageldiğimiz Dil Bayramının Türk Dili ve Kültürü tarihindeki köklü değişimlerin sonucu olduğunu da akıllarımızdan çıkarmamalıyız.
Bütün bu söylediklerimden Türkçe'nin hiçbir sorunu olmadığını ve her şeyin güllük gülistanlık olduğunu tabii ki kastetmiyorum. Canlı varlıklar gibi dilimizde de sorunlar vardır. Bunları hepimiz yakından biliyoruz. Bu olumsuzluklara takılıp kalmak yerine öncelikle dilimizin gücüne inanmalı ve onu sevmeliyiz ve isteyerek geliştirmeliyiz. Olumsuzlukları aşmak konusunda gerekli imkân ve araçlara sahibiz. Yeter ki, amaçlarımızı gerçekleştirebilmek yolundaki çabaları ortak bir bilinç ve anlayışla yürütebilelim.
Dilimizin korunup geliştirilmesinde en büyük sorumluluk, Türk Dil Kurumu'na, üniversitelerimiz başta olmak üzere bütünüyle eğitim kurumlarımıza, devlet teşkilatımıza, edebiyatçılarımıza, bilim adamlarımıza, sanatçılarımıza, aydınlarımıza ve yayınlarıyla geniş kitlelere seslenen basınımıza düşmektedir. Ama özellikle anadil bilincinin kazandırılacağı ilk ve orta öğretimde bu konuya özel hassasiyet gösterilmesi gerektiğine inanmaktayım.
Onlar topluma referans olmak, Türkçe'nin doğru ve güzel kullanılması konusunda yol gösterici bir işlev üstlenmek durumundadırlar. Bu bakımdan değerli katılımcılar özellikle ilk ve orta, lise okullarında Türkçe'nin en güzel şekilde öğretilmesi, yazılması çok önem arz etmektedir ve hepimiz bunun bilincindeyiz. Bu açıdan Milli Eğitim Bakanlığı'na, üniversitelere, herkese çok görev düşmekte, ama, bunun altını özellikle çizmek istiyorum, ilkokullar, orta ve liselere çok daha fazla görev düşmektedir. Bunu şuradan da biliyorum; biliyorsunuz akademik geçmişi olan bir siyasetçiyim daha önce, üniversitede okuduğum kağıtlarda da öğrencilerin kullandıkları dili, kurdukları cümleyi gördüğümde bunun çok daha erken yaşlarda gelen alışkanlıklar olduğunu hep görümüşümdür. O bakımdan özellikle ilk, orta ve lisede Türkçe'nin en iyi şekilde öğretilmesi ve yazımının da en iyi şekilde öğretilmesinin çok önemli olduğunu inanıyorum. Özellikle yazı konusunda da bazı olumlu gelişmelerin ortaya çıktığını, Millî Eğitim Bakanlığı'nın buna daha çok önem vermeye başladığını görmekten de memnuniyet duyuyorum.
Çocuklarımızın Türkçeyi doğru ve güzel şekilde kullanma konusundaki hassasiyetleri, ortaya koyacakları ve toplumla buluşturacakları bilimsel ve edebi eserler, kültürümüzün yükselmesini mümkün kılacağı gibi, dil bilincine sahip kuşakların yetişmesini de sağlayacaktır.
Sözlerime son verirken, dilimizin gelişmesine katkıda bulunan siz değerli bilim adamlarını, araştırmacıları ve sanatçılarımızı tebrik ediyor, özellikle Türk Dil Kurmunu tüm bu çalışmalara öncülük ettiği için ayrıca kutluyorum, tebrik ediyorum ve en içten sevgilerimi sunuyorum."
Yazdır Paylaş Yukarı