KKTC Resepsiyon Soru-Cevap

18.09.2007
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült
SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN KKTC'DE ONURUNA VERİLEN RESEPSİYONDA SORULARA VERDİĞİ YANITLAR
SORU: Güneydoğu'da çok yoğun bir programımız oldu, İşte şimdi geldik buradayız. Bundan sonra Starzburg, sonra Bakü dördü bir arada bir anlam ifade ediyor galiba?
YANIT: Şöyle tabiî, kısa, orta, uzun vadeli program yapıyor arkadaşlar, plânlamalar yapıyor. Türkiye'nin öncelikleri çıkarları. Önümüzde çok önemli yıllar var. Türkiye ile ilgili bazı ülkeler var ki Türkiye yılı ilân edildi bütün buralarda. Bunları en iyi şekilde değerlendirmek için programlar yapıyorlar.
SORU : Tabiî sizin Dışişleri'nden gelmeniz hükûmetin sırtındaki bu tanıtım yükünü de biraz alacağınızı gösteriyor.
YANIT: Onu zaten söyledim; Cumhurbaşkanı olarak bir icra içerisinde olmayacağıma göre, icraatı hükûmet yapacağına göre, ben daha çok bir çok şeye liderlik yapmak durumundayım, daha çok vizyonel bir bakış açısıyla hareket etmek zorundayım. Onu buraya tayin etmiş, bunu buraya tayin etmiş bunlar benim için ikinci derece şeyler.
SORU : Vizyonel konusunu biraz açar mısınız? Yani hûkümetin de önüne yeni politikalar sunmak anlamında mı söylüyorsunuz?
YANIT: Tabiî, ortada bir avantaj var. Çünkü siyasetin içinden gelmiş bir insanım, hükûmetin içinden gelmiş bir insanım. Dolayısıyla bu büyük projelerde daha iyi bir koordinasyonu sağlayabilme açısından herhâlde büyük bir şansım var benim. Yani, bunlar nedir: Tabiî önce Türkiye'nin AB projesi en önemli bir proje. Türkiye'nin tanıtılması çok büyük bir proje. Türkiye'nin önünde çok büyük bazı uygulayacağı, talip olduğu önemli işler var. Bütün bunlar Türkiye'nin reform süreci içerisinde devam etmesiyle ilgili, benim tarafsız pozisyonda olan bir kişi olarak sahiplenmem, destek vermem çok önemli. Türkiye'nin önemli meseleleri var.
SORU : Ne gibi?
YANIT: Pek çok önemli meselelerimiz var. İçeride, dışarıda. Ben beş yıllık hükûmet içinde olduğum dönemde de hep şunu gördüm; genellikle bu büyük projeler, problemli konular söz konusu olunca bunlar genellikle saklanıyor, üzerine gidilmiyor; ya kapının arkasına saklıyorsunuz, ya halının altına süpürüyorsunuz. Yani, bunları son beş yılla ilgili söylemiyorum. Türkiye'de, uzun yıllar bu tip meseleleri alıp çözme yerine böyle oluyor. Bu konularda da tabiî ki, benim bulunduğum makama, Cumhurbaşkanlığına yine tarafsız bir pozisyonda olan kişiye çok daha görev düşüyor.
SORU: Siyasî ombudsman gibi mi görüyorsunuz?
YANIT: Artık ne derseniz deyin. Önemli meselelerin çözümüne gayret sarfetmek ve bunlarla ilgili bütün devlet organları arasında uyumu sağlamak, tüm enerjisini üst yönde kullanmak. Bunlar, "vizyon" dediniz de, vizyonellik bunlar aslında. Bunlarla uğraşmak.
SORU : Anayasa değişiklikleriyle öngörüldüğü kadarıyla Cumhurbaşkanı'nın yetkileri ve hareket alanı da bir ölçüde daralacak gibi gözüküyor. Söylediklerinizle, bu çelişmiyor mu? Bunu bir anlamda sembolik bir pozisyonu yitirmek gibi görmüyor musunuz?
YANIT: Hayır. Ben daha önce de söyledim, şimdi de söylüyorum. Birisini tayin etmek, birisini bir yere koymak, Cumhurbaşkanı'nın en önemli faaliyetlerini bunlar olarak görürseniz, o profesörü mü, bunu mu rektör yapacak diye bakarsanız, Cumhurbaşkanlığı makamının görevini daraltmış oluruz, vizyon noksanlığı burada gelir. Büyük meselelerle uğraşabilecek, enerjisini, birikimini buna koyabilecek bir tarz ortaya koyarsanız, Türkiye'ye en büyük katkı burada olur. Ben kendi birikimim, tecrübelerim açısından böyle bir davranış içerisinde olmayı istiyorum. Vizyonel olma derken, Türkiye'nin büyük meseleleriyle uğraşma derken bunu kastediyorum. Yoksa o profesörü rektör yapmışım, bu profesörü rektör yapmışım, o kadar büyük bir olay olarak görmüyorum onları.
SORU: Bu büyük projelerden birisi de AB zaten. Siz de her fırsatta söylüyorsunuz. Ama son dönemde biraz reformist ruhunu kaybetti diye eleştiriliyor Türkiye, özellikle 301 ve vakıflar konusunda.
YANIT: Onların çok zor olduğu kanaatinde değilim. Zaten olması gerekir. Bunlarla ilgili hazırlıkların hepsi vardı, daha önce de hepsi yapılmıştı. Hele vakıflarla ilgili yasa tasarısını zaten Meclis geçirmişti bunu biliyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı makamından geri dönmüştü. Dolayısıyla onunla ilgili de hükûmet olarak o zaman biz geçirme azmimizi ortaya koymuştuk. Sayın Başbakan'ın da bu konudaki açıklamalarını hatırlayacaksınız. Ben bunların çok büyük meseleler olduğu kanaatinde değilim.
SORU: Büyük meseleler diyorsunuz ama sanki sürekli sizden ve Hükümet'ten bağlantısında, bazı konularda garanti ister gibi bazı yorumlar var. Hatta darbe yorumları var.
YANIT: Ne demek bu?
SORU: Yani, bugün sanıyorum, bir büyük gazetenin başyazısında böyle bir yaklaşım vardı. Bu nedir?
YANIT: Onlara açıkçası prim vermem. Türkiye'ye büyük haksızlıktır. Okumadım o söylediğiniz şeyi, neyi kastediyorsunuz.
SORU: Kastedilen başka bir şey vardı. Tersi yönden. Bir askerî darbe değil. Aksine, kişilerin özgürlüklerini sınırlayan, dinî gerekçelerle sınırlayan bir başka darbenin gelmesi.
SORU: Dinî bir darbe
YANIT: Okumadım, bilmiyorum onu. Ama neden bahsediyoruz? Ben size, Türkiye'nin en büyük önceliği AB projesi, diyorum. Türkiye'yi, AB yapısının içine koyduktan sonra, AB üyesi olan bir ülkede bu tür kaygılar olacaksa, o zaman bunu başka şekilde izah etmek gerekir. Okumadım ben o yazı nedir? Neyi kastediyorsunuz, onu bilmiyorum. Ama ben, Türkiye'nin ufkunu, gittiği yeri söylüyorum. Ve ilk gün tekrarladığım şeyi de söylüyorum. Türkiye'de herkes farklılıkları hazmedecek. Türkiye'de farklılıkları zenginlik gibi görmezseniz, o zaman birbirine herkes saygı göstermezse, herkes birbirinin farklılığına saygı göstermek zorunda, beraber yaşama bu zaten.
SORU: Güneydoğu için de benzer bir şey söylemiştiniz. Herkes orada çok iyi karşıladı. Ama daha önceki birçok liderler de oraya gittiler, geldiler. Daha sonrasında bir şey olmadı diye, bu işin devamı gelecek mi diye bir soru işareti herkesin kafasında var. Nasıl getireceksiniz? Bir proje var mı?
YANIT: Ben başkalarına bir şey söylemem, ama, ben orada sempatik gözükmek için demeç veren bir durumda olmadım. Benim oradaki hareketim; candan bir şekilde beni kucaklayan insanları, candan bir şekilde kucaklamaktı. Türkiye'nin büyük problemleri derken, Cumhurbaşkanının görevleri bunlarla uğraşmak olması lâzım. Yoksa Ali'yi değil de Veli'yi tayin etmişim, eğer Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamı sadece o çerçeve içinde görürsek, bu noksanlıktır. Onun için ben, çok fazla tasvip etmiyorum o konuyu.
SORU: Az önceki konuya dair, şöyle formüle ediliyor, birtakım endişeler. Türkiye Malezya olacak mı? Nasıl karşılıyorsunuz siz bu endişeyi?
YANIT: Malezya'yı bilmiyordur bunu söyleyenler. Malezya'nın ne olduğunu bilmiyor herhalde. Ben Malezya'yı çok iyi bilirim.
SORU: Bildikleri, Malezya'nın bir İslâm ülkesine dönüştüğü şeklinde formüle edilebilecek bir cümle.
YANIT: Ben Şerif Mardin'le yapılan röportajları okudum. Türkiye'nin çok büyük bir tarihçisi. Çok güzel bir şekilde her şeyi koyuyor, Şerif Mardin. Ve söylediklerini, son röportajını alın okuyun, bir daha.
SORU: Kadınlar kaygı duymalı diyor, Şerif Mardin.
YANIT: Hayır, baştan öne çıkartılan şeye, öne çıkartılana bakarsanız; öne çıkartılan gazetenin başlığında bile verilen öne çıkartılan şey o değil. Kaygım yok. Yüzde yüz diyor, yüzde yüz inandığım bir şey üniversiteye, kızların inancıyla girmesi diyor. Şimdi başlıkta da ortaya çıkartılan şey oydu. Ben ilk konuşmamda ne dedim? Bu coğrafyada olan bir ülke olarak, coğrafyamıza bir referans verdim ve böyle bir konuda, lâiklik konusunun önemli olduğunu vurguladım. Ben konuşmamda bunu söyledim. Yani bu coğrafyada bulunan ülkeler olarak bazı tecrübeler de var, dedim. Dolayısıyla, bu konunun önemini konuşmamla vurguladım. Bu ayrı bir mevzu. Ama buradan çıkıp da, Türkiye'yi şöyle bir devlet, böyle bir devlet, bu nasIl düşünülebilir? Biz, AB ile tam katılım müzakereleri yapan bir ülkeyiz. Özgürlükler, bazılarına olsun, bazılarına olmasın şeklinde bir anlayışa gidilirse, bugünkü dünya ile çelişki içinde oluruz. Gayet açıktır. Önemli olan şey nedir? Türkiye'nin birinci önceliği; Türkiye'nin çok köklü reformlarını sürdürmesidir. Bu reformlar; demokratik reformlar, ekonomik reformlardır. Katılım müzakelerini başarıyla tamamlamasıdır. İsterse fasıllar, resmen açılıp kapanmasın. Siz kendiniz onların şartlarını yerine getirme iradesini gösterdiğinizde sonunda bir günde on tane fasıl açılır, kapanır. Öyle bir noktaya gelen Türkiye'de bu korkular hâlâ duyuluyorsa, ondan şüphe etmeye başlarIm. O zaman Almanya'da da bazı hürriyetleri, Fransa'da bazı hürriyetleri, İngiltere'de bazı hürriyetleri kısalım anlayışı söz konusu olur ki, açıkçası yanlıştır.
SORU: Anayasayla güvence altına alınmalı mı efendim? Çünkü son günlerin en önemli tartışması da bu. Bir de türban meselesi daha açığı…
YANIT: Bakın yanlış nedir? Koskoca bir anayasa değişikliğini getirip de eğer başörtüsü meselesine bağlarsanız, Türkiye'nin hiçbir problemi yok o zaman. Onu bir maddeyle de değiştirir, gidersiniz referanduma, ne diyorsa onu yaparsınız. Demek ki anayasanın gerisi çok değil veyahutta herkes mutabık. Türkiye'deki bütün siyasî partilerin dökümanlarına bakın; hepsi, Anayasa değişikliği diye başlamış. Öyle mi? Şimdi getirip de bütün meseleyi eğer başörtüsü meselesine bağlarsanız, Anayasa değişikliğini; Türkiye çok büyük bir şeye düşer, çok önemli konularda. Onun için, ortaya bir taslak çıkıyor bugünlerde gördüğüm kadarıyla. Bana da gelmedi daha. Bu tasarı büyük bir tasarı olacağına göre, hepimiz alıp, dikkatli bir şekilde inceleyelim. Dikkatli bir şekilde katkılar yapalım. Yapıcı bir şekilde, en geniş mutabakatı sağlayacak bir hale getirmeye yardımcı olalım.
Yazdır Paylaş Yukarı