KİTAPLAR

Fotoğraf Galerisi

Video Galeri

Günün Fotoğrafı

 

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AGÜ’nün Düzenlediği “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı” Etkinliğinde Konuştu

14.10.2023
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AGÜ’nün Düzenlediği “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı” Etkinliğinde Konuştu

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kayseri’de AGÜ’nün düzenlediği “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Sürdürülebilir Kalkınma Sürecinde Türkiye” etkinliğine katıldı. Konuşmasının ilk yarısında Cumhuriyetin 100 yılını özetleyen Abdullah Gül, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının nasıl tasavvur edilmesi gerektiğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Biz cihanşümul devletler kuran, imparatorluk geçmişi olan bir milletiz. Büyük bir özgüven içinde önce evimizin içini düzene koymalıyız.”.

Evrensel standartlarda, temel hak ve özgürlükleri esas alan, hukukun üstünlüğüne dayalı ileri bir demokrasinin gerçekleştirilmesi gerektiğine değinen Gül, sürdürülebilir, topyekûn kalkınmanın da zemini budur, dedi. Gül daha sonra: “Demokrasinin esasen bir mükemmelleşme süreci olduğunu düşünürsek, geç de olsa kararlı bir siyasi irade ve vizyonla bunu gerçekleştirebiliriz. Bu bağlamda, Avrupa Birliği üyelik sürecinin bize yardımcı olacağına inanıyorum.” diyerek sözlerine sürdürdü.

Avrupa Birliğine üyelik siyasi bir karardır diyerek bu hususa açıklık getirdi: “Müzakere süreci bittikten sonra her iki taraf da evet ya da hayır diyebilir. Biz de buna hayır diyebiliriz. Bu tip ülkeler de var. Bugünkü İngiltere, Norveç AB’nin tam üyesi olmayan ülkelerdir. Ama standartları ve müktesebatları açısından baktığınızda AB’den farkları yoktur hatta bazı konularda daha ileri oldukları bile söylenebilir. Bizim için esas değerli olan AB müktesebatını üstlenerek refah devleti olma yolunda standartlarımızı yükseltmektir.”

Cumhurbaşkanı olduğu dönemde ısrarla dile getirdiği bir konuya değinen Gül, “AB’nin önyargılı siyasi kararlarını bir yana bırakıp, üyelik süreci ile ilgili fasılları kendi irademizle açıp kapamamız, Türkiye’yi siyasi ve ekonomik olarak dirençli ve güçlü hale getirecektir. Aslında bu anlayışa bir zamanlar Ankara kriterleri de demiştik. Bugün hepimiz görüyoruz ki Türkiye’ye yakışan, yeni yüzyıla modern, demokratik devlet anlayışını ruhunda ve lafzında taşıyan, yeni bir Anayasa ile girmektir.” dedi.

Yeni anayasa çalışmaları konusuna da değinen Gül, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın bugünlerde gündeme getirdiği bu fırsat açık, önyargısız bir yaklaşımla değerlendirilmelidir. Mevcut Anayasa,  farklı zamanlarda yapılan birçok değişikliklerden sonra kendi içerisinde tutarsızlıklar ve noksanlıklar içeriyor. Bu durumda, yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyulduğu aşikâr.  Yeni Anayasa, evrensel ilkeleri düstur edinerek, temel hak ve hürriyetleri herkes için her yönüyle eşit vatandaşlık temelinde güçlendirmeli ve teminat altına almalıdır. Millet olarak mutabık olduğumuz, birlik ve bütünlük ile demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetin temel ilkelerinden taviz verilmemelidir. Şüphesiz ki modern demokrasilerin şeffaflık ve hesap verilebilirlik kavramlarını, güçler ayrılığı ilkesi ile fren ve denge sistemlerini içinde barındırmalıdır. Böylece, Türk demokrasisini kurumsallaştıracak yeni bir Anayasaya ulaşılabilir, devirlerden, şahıslardan, iktidarlardan bağımsız, kalıcı, sürdürülebilir ve tutarlı bir adalet ve demokrasi ortamı oluşturabiliriz.” diyerek sözlerini sürdürdü.

 

Türkiye’nin içinde bulunduğu orta gelir tuzağından çıkıp refah toplumu olabilmesi için kaliteli ve istikrarlı bir büyümeyi sürdürülebilir şekilde sağlamak gerekir diyen 11. Cumhurbaşkanı Gül, daha sonra şu sözlerle devam etti: “Bunun için denenmiş ve neticeleri görülmüş rasyonel, bilimsel ekonomik ve mali politikaları günlük siyasi konjonktürlerden uzak, kararlı bir şekilde uygulamak lazım. Anlamsız denemeler hem halkı yorar hem de Türkiye’ye vakit kaybettirecektir. Esasen büyük emeklerle hazırlanan “beş yıllık kalkınma planlarımızın” çerçevesine, temel ilkelerine ve stratejilerine baktığımızda hepsinde bu rasyonel yol haritalarını görürüz. Umarım, 2019’da 15 yıllık bir perspektifle hazırlanan ve ülkenin her alanda topyekûn bir değişim ve dönüşümünü öngören 11’inci Kalkınma Planının yol göstericiliğinde hükümet politikaları uygulamaya geçer.”.

 

Etkili ve inandırıcı bir dış politikanın öncelikle evin içinde başladığını vurgulayan Gül, “Evi demokratik ve ekonomik olarak güçlü olan ülkelerin dışarda da eli daima güçlüdür. Sadece, gurur duyduğumuz askeri gücümüzle ulusal çıkarlarımızı korumak, komşularımızla ve yakın çevremizle işbirliğini güçlendirmek mümkün değildir. Türkiye tarihi itibarıyla köklü ilişkiler içinde olduğu bölgesinde, yumuşak gücüyle öne çıkmalı ve her bakımdan bir zamanlar olduğu gibi ilham kaynağı haline dönüşmelidir. Unutmayalım ki “sert güç” karşıtını oluştururken, “yumuşak güç” sizi başkaları için cazibe merkezi yapar ve etki alanınızı kendiliğinden geliştirir. Türkiye bunu gerçekleştirecek potansiyele sahiptir. Uzun vadeli hedeflerimize ulaşabilmek için kendisine tehdit olmadığı süre içinde, Türkiye bölgesel çatışma ve krizlerin bir parçası olmamalıdır. Bununla birlikte ahlaki sorumluluklarımızı güçlü siyaset ve etkili diplomasi yolluyla yerine getirmeliyiz. “Yurtta sulh, cihanda sulh” düsturunu rehber edinip, çok taraflı, bağımsız, ulusal çıkarlarımızı her şeyin üstünde tutan, barış ve istikrara hizmet eden politikalara bağlı olmalıyız. Bilelim ki istikrar içinde geçen zaman bizim lehimize çalışır. Çin’in uzun yıllardır süregelen stratejik bakışı gibi. Elin kolun bağlanmasına neden olan bir  problem olmadığı sürece, 10-20 yıl gibi bir dönem geçtikten sonra bu hızla gittikçe zaten dünyanın en büyüğü olacağım der Çin. Biz de aslında bölgede bu potansiyele sahip olan bir ülkeyiz. Bizim sadece 10-20 yıla ihtiyacımız var. Kararlı bir şekilde doğru politikalar geliştirip uygulayabilirsek bunu başarabiliriz.” ifadelerini kullandı.

Gül son olarak altını çizmek istediklerini şöyle ifade etti: “Türkiye’nin büyük tabii kaynakları olan bir ülke olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunun için “beşeri sermayemizi” zenginleştirmeliyiz. Bunun yolu da her safhada kaliteli ve çağdaş eğitimle mümkündür. Fiziki anlamda büyük yatırımlar yapılsa da eğitimde vasatlaşma ve fırsat eşitsizliği konuları üzerine önemle durulmalıdır. Şartlar neyi gerektirirse gerektirsin, bir refah toplumu olabilmek için eğitim konusu Türkiye’nin birinci önceliği olmalıdır. Aksi takdirde diğer hedeflere de ulaşmak mümkün olmayacaktır. Sanat, edebiyat, kültür bütün bunların yükselebilmesi için iyi bir iklim oluşturmamız lazım. Şu odanın içerisinde tropikal iklimi oluşturursanız ona uygun ağaçlar çıkar. Çöl iklimi oluşturursanız ona göre olur. Dolayısıyla bizim yumuşak gücümüzün en önemli kısımlarından birisi olacak sanat, mimari, edebiyat gibi kültürel alanlarda gelişme sağlayabilmek için iyi bir iklim oluşturmak gerekir. Bunun içni de söylediğim şartların gerçekleşmesi gerekir.”.

Tüm Haberler

Yazdır Paylaş Yukarı