Rize Valiliği'ni Ziyaretinde Yaptıkları Açıklama

12.06.2013
Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült

Değerli Basın Mensupları,

Bugün Cumhurbaşkanı olarak Rize’de ilk defa bulunuyorum. Tabii ki, daha önceki siyasi hayatım ve hükümette bulunduğum dönemlerde Rize’ye çeşitli vesilelerle  geldim. Cumhurbaşkanı olarak daha erken de gelmek istemiştim Türkiye’mizin bu güzel şehrine. Ama şehrin yöneticileri bilirler, birkaç kez ertelenmek durumunda kaldı, bugüne nasip oldu. Bugün de doğrusu böyle güzel havada, Karadeniz’in bütün güzelliğinin gözler önünde olduğu bir dönemde, burayı ziyaret ediyor olmak ayrıca büyük bir mutluluk veriyor.

Sizin de gördüğünüz gibi  bütün Rizeli vatandaşlarımın gösterdiği sevgi ve muhabbet  beni şüphesiz ki ayrıca çok mutlu etmiştir.

Rize, çok partili hayata geçtiğimiz günlerden bu yana çok önemli siyasetçiler yetiştirmiştir , çok önemli devlet adamları yetiştirmiştir. Burada da örneklerini  görüyoruz. İki başbakan yetiştirmiştir ve bugünkü değerli Başbakanımız da yine sizin hemşehrinizdir.  Rize nüfusu  belki az, küçük bir ilimiz; ama Türkiye idaresinde ağırlığı önemli bir il. Bütün  Rizeliler bununla  ne kadar övünseler, gurur duysalar haklarıdır.

Rize deyince, şüphesiz ki Karadeniz’in bu güzel şehrinde çay akla gelir her şeyden önce. Folklor, turizm, güzellik, bütün bunlar akla gelir. Burada bulunacağım süre içerisinde  ziyaretlerimiz olacak ve bu şehrimizi  çok daha yakından görme, yakından bilgi alma imkânım olacak. Geceyi de buraya geçireceğiz ve yarın da Artvin’e geçeceğiz.

Rize’de, bu güzel şehrimizde, Türkiye'nin yemyeşil, en güzel, inşallah ileride çok önemli bir turizm merkezi de olacak olan bu şehrimizde bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Soru : Efendim, malum, Türkiye'nin ana gündem maddelerinden birini de Gezi Parkı’nda yaşanılan protestolar oluşturuyor. Başbakanın açıklamaları var. Dün kendisiyle beraberdiniz. Başbakan, bugün  Gezi Parkı’ndan temsilcilerle görüşecek, ama gerginlik bir türlü bitmiyor. Devletin en tepesindeki isim sizsiniz. Sosyal medyadan size de çağrılar var. Gözler sizde, sizden gelecek ikinci bir açıklamalarda. İlk açıklamanız biliniyor, ama nasıl yorumlayacaksınız. Bu gerginlik ne zaman biter, ne kadar böyle gider?

Sayın Cumhurbaşkanımız: Tabii ki. Türkiye açık bir toplum, Türkiye'de basın hür, Türkiye demokratik bir ülke. Türkiye demokratik bir ülke derken, demokratik standartları batı kriterlerinde olan bir ülke. Mahkemeleri var, itirazlar var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini   tanımışız, Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakereleri yapıyoruz. Bunları şunun için söylüyorum, hatırlatmak istiyorum: Bir yerde bir olaya baktığınızda, o olayı tarif ederken yanlışa düşmemek gerekir.

Özellikle uluslararası camiaya seslenmek istiyorum ve uluslararası basına da tabii ki seslenmek istiyorum. İçinde bulunduğumuz yıllarda, çevre ülkelerde, komşularımızda, Ortadoğu ülkelerinde birçok olaylar oldu, bunlar çok heyecanlandırdı.

Birden bire Türkiye’deki televizyonlar  ya da  Taksim’de olup bitenleri seyredenler, onlarla benzerlik kurmaya kalktılar. Bu, tamamen yanlış bir şey. O ülkelerde temel hak ve özgürlükler için, insanlar, demokrasiye geçelim, çok partili sisteme geçelim, çoğulculuk olsun, herkes istediğini rahatlıkla, korkusuz ifade edebilsin diye ayaklandılar insanlar. Türkiye'ye bakarsanız, bütün bu olup bitenlere, böyle talepler yok. Hatta Avrupa'nın en gelişmiş  ülkelerinde olduğu gibi insanlar sokakları dolduruyorlar, “İş bulun bize, işsiziz” diye. Türkiye'de öyle de değil. Çok şükür, elhamdülillah, bütün bu dünyadaki ekonomik kriz içerisinde ekonomisi düzgün giden nadir ülkelerden biriyiz.Veya eskiden olduğu gibi, “faili meçhul cinayetler dursun, olağanüstü haller kalksın, katiller yakalansın” gibi şeyler için de değil. Onun için, bütün bu olup bitenleri ve Türkiye'yi farklı bir safhaya koymak gerekir ve özellikle uluslararası yayın kuruluşlarının da buna çok dikkat etmeleri gerekir.

Türkiye'nin muhakkak ki açık bir toplum olduğunu, demokratik hak ve hukukun teminat altında olduğunu ve buna saygı duyulduğunu herkesin bilmesi gerekir.

Bu bağlamda,  barışçı bir şekilde, şiddete kaçmayan, şiddetin içinde olmayan her türlü gösteri, ifade, düşüncelerin açıklanması, bunlar demokratik haktır. Bunu başından beri söylüyoruz, bunu söylemekle de onur duyuyoruz. Ama şiddet eğer bütün vatandaşların hayatını rahatsız edici, kuralları hiç tanımayan, Türkiye'nin en önemli kavşakları, meydanlarını –Kızılay’dan tutun da  Taksim, buralar kilit yerler, hayatın yaşandığı yerler-  sürekli bir şekilde şiddetle tutulmaya çalışılırsa, tabii ki demokratik bir hak olarak buna bakılamaz.

Ama Gezi Parkı’nda, Taksim’deki parkta insanların, “Benim farklı bir düşüncem var, buraya yapılacak projelerle ilgili düşüncelerim ayrıdır” diye itirazları varsa, bunları dinlemek, bunlarla diyaloga geçmek, “Bunlar ne diyor?” diye bunlara kulak vermek de şüphesiz ki hepimizin görevidir ve nitekim işte  bugün, bu bağlamda çeşitli görüşmeler yapılıyor, yapılacaktır.

Ben ilk günlerden beri söyledim, zaten hepimizin almak istediği mesajlar da bunlar. Dolayısıyla bu tip problemleri, farklı düşünceleri konuşarak, görüşerek ve bir de hukuk düzeni içerisinde itirazlar olur, mahkemeler olur, nihayetinde anlaşılamazsa bunlar mahkemelere gider ve neticede şiddetten uzak bir şekilde bunlar çözülür. Bunun da bu şekilde olacağına inanıyorum. Ama şiddete hiç fırsat vermemek gerekir. Bu yakışmaz. Sadece Türkiye'de değil; başka bir ülkede de, New York’ta da buna  müsaade etmezler, Berlin’de de müsaade etmezler, İspanya’da da müsaade etmezler şiddete.

Onun için, burada özellikle uluslararası basına da bunu duyurmak isterim. Türkiye'de olup bitenler farklıdır. Bunlar temel hak ve özgürlükler veya demokrasi talebiyle değil, başka talepleri olan insanların sesini duyurmak istedikleri için Gezi Parkı’nda gösteriler vardır. Ama bir de bunun ötesinde, dün de olduğu gibi, şiddete başvuranlar da ayrı bir şeydir. O bakımdan bunları ayırmamız gerekir ve kurallara herkesin uyması gerekir.

Kurallar çerçevesi içerisinde, en aykırı düşünceler, en aykırı fikirler de tabii ki söylenebilir. Onları da dikkate almak, konuşmak, dinlemek, muhakkak ki yine demokratik olgunluğun bir gereğidir.

Soru: CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun size yönelik bir çağrısı oldu, “Sayın Cumhurbaşkanı bir liderler zirvesi toplamalı” dedi. Hem bunu, hem de aynı zamanda bu süreçte tansiyonu düşürmesi için parti mitinglerinin iptal edilmesi gerektiğini söyledi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımız: Nihayetinde  parti başkanları, sayın liderlerin çeşitli fikirleri var, görüşleri var. Çoğulculuğun bir parçası olarak zaten demokrasiyle övünüyorsak, partilerin var olmasıyla övünüyoruz demektir. Bu çerçevede, ana muhalefet partisinin Sayın Başkanı, biliyorsunuz, benimle görüşme talebinde bulundu, ben kabul ettim ve fikirlerini söyledi.

Bütün siyasi partilerin başkanlarını bir araya toplamak, bunlar da zaman zaman olabilir. Nitekim, ben de ilk Cumhurbaşkanı olduğum yıllarda bazı davetler yaptım, bu tip toplantılar yaptım.

Ama ben, bu noktada neticeye bakarım doğrusu. Neticeye ne yardımcı oluyor, katkısı ne olacak, buna bakarım. Bu çerçevede baktığımda, bugünkü bu siyasi ortam içerisinde çok katkı sağlayabileceği kanaatinde değilim doğrusu. Böyle bir kanaat oluşursa, tabii ki yine bu daveti de yaparım. Ama şu anda bunun yerine, liderlerle tek tek görüşüp, onların düşüncelerini sonuna kadar rahatlıkla söylemelerini, benim de dinlememi, neticede diğer görüştüğüm liderlere de herkesin ne düşündüğünü anlatarak, bunun çok daha faydalı olacağı kanaatindeyim ve şu anda takip ettiğim metot da bu.

Nitekim dün de Sayın Başbakanla görüşmemizde, ana muhalefet partisi Başkanının düşüncelerini de, diğer siyasetçilerin görüşlerini de bu şekilde paylaşma ve aktarma fırsatı buldum.

Soru: İlk açıklamanızda, olaylar başladığında, “Mesaj alınmıştır” demiştiniz. Dün Başbakanla bir görüşme yaptınız. Başbakan, “Ne mesaj alındı, bilmiyorum” demişti. Bu mesajı Sayın Başbakana ilettiniz mi, ilettiyseniz nasıl bir tepki aldınız?

Sayın Cumhurbaşkanımız: Olabilir tabii, ilk günün bir karmaşası vardı herkeste. Sayın Başbakan yurtdışındaydı ayrıca. Bugün niçin görüşüyor; onların da çeşitli düşüncelerini öğrenmek için, üstelik birinci elden öğrenmek için. Öyle değil mi? Davet edip onlarla görüşmesi ne demek? Artık ondan bundan, dışarıdan, uzaktan değil; birebir dinlemek için. Bunlar güzel şeyler. Demokratik olgunlukla bunları hep aşacağız. Bunlar kesinlikle zafiyet değildir. Bunun bilinmesini isterim. Bunların hepsi demokratik olgunluktur ve nihayetinde ülke bizimdir.

Bütün vatandaşlarımızın farklı fikri, aykırı düşüncesi olabilir, herkesin olacaktır ki, o zaman zaten ülkenin demokratik olduğu ortaya çıksın. Ama bunları dinleyebilmek, bunların konuşarak çözümü bulunur. Eğer hiç anlaşamazsan, farklı fikirler varsa, o zaman, dediğim gibi, hukuk yolları vardır.  Herhangi bir anlaşmazlıkla ilgili, bütün bu yollar neticesinde nihai, bağlayıcı kararlar böyle ortaya çıkar. Türkiye, bunları başarabilecek, üstesinden gelebilecek bir ülkedir.

Soru: Uluslararası medyadan bahsettiniz az önce. Özellikle uzun süre CNN International’ı takip ettim, aynı şekilde BBC ve El Cezire’nin yayınlarını takip ediyoruz. Çok sıra dışı, provakatif  bir dil kullanılıyor Taksim’deki olaylarla ilgili. Bu noktadan hareketle, yaşananların arkasında uluslararası bir komplonun olabileceğine dair de bazı değerlendirmeler var. Buna katılıyor musunuz efendim?

Sayın Cumhurbaşkanımız: Herkes her şeyi söyleyebilir. Türkiye açık bir toplum. Tabii ki, biz başka ülkelerde olup bitenleri nasıl seyrediyorsak, Türkiye'de olup bitenleri başkalarının da seyretmesi gayet şeydir. Bunun içerisinde kimi vardır ki iyi gazetecilik yapar, kimi vardır ki iyi gazetecilik yapmaz, kimi var ki iyi yayıncılık yapar, kimi farklı yayın yapar. Bunlar nihayetinde bütün bu kuruluşların inandırıcılığı, kredibilitesiyle ilgili konulardır. O açıdan, biz başkalarında olup bitenleri nasıl seyrediyorsak, onlar da bizde olup bitenleri seyrederler. Ama şuna tekrar dikkati  çekmek isterim ki: Olaylar anlatılırken, bunların çevresi, bunların nitelikleri de güzel bir şekilde anlatılırsa, yanlış imajlar, yanlış bilgiler verilmemiş olur. O açıdan, Türkiye'de olup bitenler gayet açık, şeffaf. Bahsettiğim Ortadoğu ülkelerinde bu tip olaylar olurken ne büyük maliyetleri oldu o ülkelerde, değil mi? Burada, polisin elinde silah yok, polisin elinde cop yok, her polisin miğferinde numaraları yazılı. Gerçi bazılarınınkiyle ilgili şikâyet var; onunla ilgili hemen soruşturmalar açıldı. Bunları ancak siz  Madrid’deki, New York’taki polislerde görürsünüz. Ama o çok büyük olayların olduğu, temel hak ve özgürlük için sokağa çıkılan ülkelerdeki polislerin yaptıklarına, güvenlik güçlerinin yaptıklarına bir bakın. Neler oldu oralarda, değil mi? O açıdan, bunların hepsini yerli yerine oturarak analiz etmemiz gerekir. Başkalarını çok suçlamaya da gerek olmadığı kanaatindeyim.

Nihayetinde Türkiye'de de farklı televizyonlar, farklı gazeteler kendi açıları açısından farklı farklı yansıtıyorlar, değil mi? Biz kendimize güvendikten sonra, çok fazla gerisine bakmamak gerekir.

Soru: Efendim, tam da bu noktada polise yönelik eleştiriler var. Siz, bu süreçte, olayların başladığı ilk günden bugüne kadar İstanbul yönetiminin ve İstanbul polisinin üslubunu, olaylara müdahale şeklini nasıl buldunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de 10 gün önce, “Demokrasi yalnızca sandık değil” demiştiniz, Başbakan Erdoğan ise aksi yönde bir görüş açıkladı. Hükümetle aranızda bu yönde bir görüş farklılığı var mı, dünkü toplantıda bunu konuşabildiniz mi?

Sayın Cumhurbaşkanımız: Ben bir konuşma yaparım, şimdi şu yaptığım konuşmanın içerisinden de öyle bir cümle alırsınız ki… Sayın Başbakan bir konuşma yapar, bir cümleyi alırsınız, başka yere veya ana muhalefet partisi Başkanı bir konuşma yapar, bir cümleyi alıp bir yere götürebilirsiniz. Konuşmaların tamamına bakmak lazım.

Ben bugün neden bahsediyorum; Türk demokrasisinin Batı kriterlerinde demokratik standartlara ulaştığını, hâlâ noksanlıklarımız var , bunları da kapatmak için uğraştığımızı, devamlı bir reform süreci içinde olduğumuzu söylüyorum. Bu ne demektir? Bir ülkeyi kim yönetecek, bir ülkenin yönetimi nasıl olacak, bunun temel kuralı nedir? Çoğulcu seçimler, çoğulcu parti ve açık, şeffaf seçimler ve neticede millet iradesiyle sandıktan çıkar. Bu bir temel husus. Ama gelişmiş demokrasiler, ileri demokrasiler, Batı tipi kriterdeki demokrasilerde… Ki, biz de öyleyiz. Bunun da ötesinde yapılacak şeyler vardır. Barışçı bir şekilde insanlar  görüşlerini ifade edebilir, yazabilir, çizebilir, anlatabilir. Dolayısıyla bütün bunlar gelişmiş demokrasinin bir parçası, ileri demokrasinin bir parçasıdır.

Başbakan da ileri demokrasi derken neyi kastediyor; o da bunları kastediyor. “Neyi kastediyorsunuz?” diye sorsanız, o da bunları anlatacaktır size. Onun için, buralarda niyetlerin en iyi şekilde görülmesi gerekir ve ben inanıyorum ki, Türkiye bütün bu problemlerini aşacak seviyededir.

Soru: Çevik Kuvvet değildi ama…?

Sayın Cumhurbaşkanımız: Onunla ilgili de şunu söyleyeyim: Maalesef  tabii ki, yanlışları görmez ve yanlışlara “Bu yanlış oldu” demezsek, o zaman bu da olgunluğumuza yakışmaz. İlk gün Gezi Parkı’nda olup bitenler yanlıştı maalesef. Bunu İstanbul polisi de gördü. Onun için, dün, evvelsi gün davranışları nasıl farklı. Ben kendileriyle de konuştum. İstanbul yönetimi de gördü. Yanlışa da doğru diye ısrar ederseniz inandırıcılığınız gider. Bunu hepimiz gördük, herkes gördü, kendileri de gördüler ve onun için, dünkü  ve evvelsi günkü davranışlarını hepiniz gördünüz.  Onu için ki  “Biz, barışçı bir şekilde, şiddet olmayan gösteriyi ayırt ediyoruz, parkı ayırt ediyoruz; ama sizi de tehlikeye sokacak bir şiddete, şiddet içeren  gösteriye de müsaade etmeyeceğiz” dediler. İlk gün böyle olsaydı, belki bu noktalara gelmezdi.

Yazdır Paylaş Yukarı